Kayıtlar

Eylül, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kitap

Sıradan bir dersanenin Sıradan bir öğrencisiydi. İlkokula başlar gibi öğreniyordu Her şeyi yeni yeni. Tuttuğu kalp miydi yoksa kalem miydi? Kesin olan şuydu ki  İlk tutuşu olduğu çok belliydi. Heyecanına ortaktı parmakları. Kayıp gidiyordu ellerinden Tutamadığı duyguları ve Tutunamadığı hayalleri. Silktiği omuzlarından sarkıyordu aşağı başı. Çözdüğü soruları hocalarına Çözemediği sorunlarını dostlarına  Çözümsüz olanları da bana sorardı. Aynanın karşısında konuşurduk hep onunla. İlkin’di kızın adı, belki de sonuydu.  Sevmişti onu; uzaktan, incitmeden, korkakça. Soru çözümünde görmüştü onu en başta Tutuklu sanıklar gibi hareket edemez olmuş İlkini tanıdıkça, ona vakit ayırdıkça. Kenara yazdı durmadan artan duygularını, En sonunda bir kitap doğdu o duygulardan.  Sahipsiz kitabın kulağına Başıboş, aylak bir tilki fısıldadı ismini.  Tilki kendi adını vermiş bu yenidoğana. Düşürmeme telaşıyla vermiş kita...

Bir-iki-üç

Evvel zaman önce bir adamın iki elinde topladığı üç şey vardı: Yasama, Yürütme ve Yargı. Bugün metrobüs köprüsünün altındaki simitçinin yanında yatan bir adam var. İki yerinden bıçaklanmış. Sol elinde tuttuğu, sımsıkı kavradığı üç küçük kağıt var. İki nokta konulmuş, bir çizgi çekilmiş: Kırgınım, Kızgınım, Kimsesizim.

Kuş

Bir hüzün kuşu kondu İşaret parmağımın üstüne Uzun uzun öttü Bir karamsarlık kapladı evi * Kafese koydum onu Senin çöplerini biriktirdiğim büfenin üstüne Bazen öttü bazen sustu Bir tutsaklık kapladı seni * Kafesinden çıkardım o kuşu Bir iki çırpınıp düştü halının üstüne Hiç mi hiç ötmedi Bir yas kapladı beni * Peçeteye sardım cansız kanatlı bedenini Bıraktım ıslak kokulu toprağın üstüne Üstünü ÖrTüp, ÖpTüm Bir yalnızlık kapladı bizi

Bir Kaygıdeğer'in Sözleri

    Bazen, bu dünyaya fazla geldiğimi düşünüyorum. Kendimi, dünyanın yükselmesi için atılacak bir ağırlık olarak görüyorum. Oysa iki gün önce her şey çok güzel bir şekilde geçip gidiyordu. Kendime kederlenecek bir dert bile bulamıyordum. En fazla beş dakika gördüğüm kadına aşık oluyor; daha sonra imkansızlıktan dem vurup, ötekinden beş dakika daha fazla gördüğüm bir başka kadına aşık oluyordum. Keyfimin kahyası olma konusunda ustalaşmıştım. Lakin gönlüme de bu kadar söz geçirebildiğime hayret ediyordum. Sokakta, adımlarımı bir bir sıralarken, iki elimi cebime sokmuş; çevremden geçen insanlara kaygısız gözlerimle, kaygısız ifadeler atıyordum. Arkadaşlarımın beni ne kadar ‘’kaygıdeğer’’ bulduğunu bildiğim için, onlara sıkıntısızlığımdan utanarak bahsediyordum. O kadar sıkıntısızdım ki, içmeye çalıştığım rakı bile kolonya tadı veriyordu. Sonra ne mi oldu? Ertesi gün geldi. Hayallerimde büyüttüğüm o narin çiçeğin, akşama doğru başka bir saksıda açtığını öğrendim. Konu ne zaman on...

Anlıyorum

Seviyorum seni mevsimin dördüyle. Kışın siyah kazağınla da seviyorum, Yazın mavi renkli, beyaz kırlangıçlı elbisenle de.. İki baharda da yağmurla karışan güzelliğinle, Seni seviyorum mevsimin dördüyle. . Bulutun olmazsa olmazı yağmur, Benim olmazsa olmazım sen.. Bu lafımdan sonra gürlüyor gökyüzü çılgınca, Sevemezsin diyor, Bulutun yağmuru sevdiği gibi. Beni düelloya davet eden bir ses, Bulutları yırta yırta iniyor Zeus. . Arkamızı dönüyor,adımlaşarak geriye gidiyoruz. Onun eli silahlı, benim de aklım fikrim senli. Döndüğüm gibi düşünle yere düşüyorum. Kapalı gözlerimle bile seni görüyorum.. Hem rüyamsın, hem gerçeğimsin..  Anlıyorum...